2020 ULUSLARARASI HRANT DİNK ÖDÜLÜ JURİSİ
Nebahat Akkoç
1955’te Bingöl’ün Karlıova ilçesinde doğdu. İlkokulu Diyarbakır’a bağlı Hazro ve Silvan ilçelerinde okudu. Mardin Yatılı Kız İlk Öğretmen Okulu’nda başladığı öğretmenlik eğitimini, ‘Doğu Batı Kaynaşması’ adlı uygulama kapsamında gönderildiği Manisa Yatılı Kız İlk Öğretmen Okulu’nda tamamladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden ön lisans derecesi aldı. Diyarbakır’ın köylerinde, ilçelerinde ve merkezinde 22 yıl öğretmenlik yaptı. Türkiye Öğretmenler Birliği Derneği’ne (TÖB-DER) üye oldu.
1980 darbesiyle gelen askerî yönetimin toplumun geniş kesimlerini hedef alan hak ihlalleri hem kişisel hayatını, hem de çalışma hayatını derinden etkiledi. Diyarbakır Cezaevi’nde yatan eşine yaptığı ziyaretlerde tanıştığı tutuklu yakını kadınların hem toplumsal şiddetten doğrudan etkilendiklerini, hem de aile içi şiddette maruz kaldıklarını gördü. Türkçe ve okuma yazma bilmeyen tutuklu yakını kadınlara destek oldu.
1990-1993 yılları arasında Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Diyarbakır Şubesi’nin başkanlığını yaptı. 1990’lı yılların başında yoğunlaşan çatışmalar, sendikanın faaliyetlerini yürütmesini zorlaştırdı. Pek çok öğretmen faili meçhul cinayetlerle katledildi. Bu cinayetlere ve bölgede yaşanan hak ihlallerine dair açıklamalarından dolayı adli ve idari soruşturmalar geçirdi. Hem kendisi, hem de eşi ölüm tehditleri aldı. Eşi, Zübeyir Akkoç, 1993 yılında, evden okula giderken silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. Bu olayın ardından, insan hakları alanındaki çalışmalarına odaklanmak amacıyla öğretmenlikten emekli oldu. İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptığı 1994-1996 yılları arasında 15 kez gözaltına alındı. 10 gün boyunca, yalnızca kadınlara uygulanan işkence yöntemlerine maruz kaldı. Düşünce özgürlüğü ihlallerini, eşinin öldürülmesini, yaşadığı gözaltı ve işkenceleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak, Türkiye’den bu mahkemeye başvuran ilk kişi oldu. 1999’da, davaların hepsini kazandı.
Hem tanıklık ettiği hikâyeler, hem de maruz kaldığı işkenceler, kadın çalışmalarına eğilmesinde etkili oldu. 1996 yılında evinin bir odasını büro haline getirdi. 1997’de Kadın Merkezi, KAMER’i kurdu. Toplumsal cinsiyet rollerinin, kadınları ikinci sınıf statüsüne sıkıştırdığına dikkat çekti. Birer vatandaş, eş, anne olan kadınların, hakları konusunda farkındalık kazanmaları için çalışmalar yaptı. Yüzün üstünde kadının koruma altına alınmasını sağlayarak, olası cinayetleri engelledi. Kadınların girişimci olarak ticaret hayatında yer almalarını desteklemeye yönelik projeler geliştirdi ve uyguladı. ‘Her Kadın İçin Bir Fırsat’ programıyla, kadınların yaşadıkları şiddeti fark etmelerini, şiddetten kurtulmalarını, güçlenmelerini ekonomik bağımsızlık kazanarak, içinde bulundukları eşitsizliklerini aşmalarını sağlıyor. Erken çocukluk dönemi için şiddetsiz, ayrımcılıktan uzak ve katılımcılığı teşvik eden projeler hazırlıyor. Suriye Savaşı sonrasında Türkiye’ye sığınan kadınlar ve çocukların topluma dahil olmaları ve eşit haklardan yararlanmaları için çalışmalar yürütüyor.
Agnes Kharshiing
1960’ta Hindistan’da, Meghalaya Eyaleti’nin başkenti Şilong’da doğdu. Bu kentteki St. Mary’s Üniversitesi’nde siyaset bilimi, tarih ve eğitim bilimleri okudu. Siyasetten uzak dursa da, yaşadığı bölgedeki kamu kurumlarının şeffaflaşması ve insan haklarının güçlenmesi için çalıştı. Dokunulmazlığı güçlenen bürokratik sistemin karşısında, vatandaşlara resmî kurumlardan bilgi talep etme hakkı tanıyan Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası’nın 2005’te yürürlüğe girmesinin ardından, bilgi edinme özgürlüğü aktivisti olarak yoğun çalışmalar yaptı.
Kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet ve yolsuzlukla mücadele etmek üzere 2007’de kurulan Sivil Toplum Kadın Örgütü’ne katıldı. 2008’de bu kuruluşun başkanı oldu. Yaşadığı kırsal bölgede giderek yoğunlaşan kadına yönelik şiddet, tecavüz ve cinsel istismar olaylarının duyulması için çalıştı. Çocuk seks işçiliğinin arttığı Assam bölgesinden gelen bir ihbar üzerine, kurtarma operasyonu düzenlenmesini sağladı.
Tarım işçisi yoksul kadınların haklarına erişmelerinin önündeki engellerin kaldırılması için halk tabanlı çalışmalar yürüttü. Devletin yoksullara tahsis ettiği gıda desteğini dağıtmakla yükümlü şirketlerin görevini yapmadığını ve devletin bu konudaki takibinin yetersiz olduğunu ortaya çıkardı. Yasadışı tarım ve gıda politikalarının yarattığı ekonomik sömürüye dikkat çekti. Devletin tarım alanındaki tahliye politikaları doğrultusunda yerel halkın topraklarının ellerinden alınıp göçe zorlanmasına karşı oturma eylemleri başlattı. 2013’te, bu eylemlerden biri sırasında tutuklandı. 2018’de, nüfuzlu bir okul müdürünün bazı öğretmenleri ve öğrencileri taciz ettiği ve dayak cezası uyguladığına dair şikâyetler üzerine konuyu yargıya taşıdı ve müdürün tutuklanmasını sağladı. Hak savunuculuğu çalışmalarının dönüm noktası, 2018’de, Janita tepelerinde süregiden madencilik yolsuzluğunu ortaya çıkarması oldu. Birçok insanın hayatını ve topraklarını kaybetmesine neden olan yasadışı madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü bölgede incelemeler yaptı. Burada fare deliğini andıran, dar çukurlar kazıldığını ve çukurlara sığabilen çocukların çalıştırıldığını öğrendi. Çevre kirliliğine ve hayvanların ölümüne de yol açan bu uygulamalar çevre mahkemesince yasaklanmış olsa da, bölgede, devlet görevlileri, kömür madeni sahipleri ve finansörlerden oluşan kömür mafyasının yıllardır ruhsatsız madencilik yaptığını duyurdu. Yasadışı olarak kömür taşıyan hafriyat kamyonlarını fotoğraflarken, mafya mensubu 30-40 kişilik bir grubun saldırısına uğradı ve bir ay yoğun bakımda kaldı. Geri adım atmayıp, saldırının, yaptığı işin doğruluğuna olan inancını güçlendirdiğini açıklamasıyla, uluslararası eylem gruplarının ve örgütlerin desteğini aldı.
Kamyonlara dair şikâyeti üzerine gözaltına alınan kişiler kömür mafyasının baskısı sonucu serbest bırakılınca, bu gerçeği de kamuoyuna duyurdu. Madenlerin kapanmasıyla geçim kaynaklarını kaybetmekten korkan bölge sakinlerinin suçlamalarına maruz kaldı. Buna rağmen, yoksul halkın ve madende çalıştırılan çocukların hakları ve çevrenin korunması için, yasadışı madenciliğe karşı çalışmalarını sürdürüyor.
Emin Alper
1974’te Konya’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi’nde iktisat ve tarih eğitimi aldı. Yine aynı üniversitede Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde Modern Türkiye Tarihi üzerine doktora yaptı. Ortaokul ve lise yıllarından itibaren sinema, tiyatro ve edebiyat ile ilgiliydi. Boğaziçi Üniversitesi’nde tiyatro kulübüne katıldı. Kulüptekilerle, filmlerin tartışıldığı etkinlikler düzenleyerek, Türkiye sinemasının öne çıkan yönetmenlerini söyleşilere davet etti. O dönemde senaryo denemeleri yazdı ve arkadaşları ile beraber ‘Görüntü’ dergisini çıkardı. İlk uzun metrajlı filmi ‘Tepenin Ardı’, Berlin Film Festivali'nde Caligari Film Ödülü’nü ve İstanbul Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü’nü aldı. Sinema ve siyaset üzerine çeşitli dergilerde yazmaya devam eden Alper, yönetmenliğinin yanı sıra İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.
    |